BİR GÜNLÜK YAZISI...

 

Bugün 30 Mayıs 1999 Pazar günü öğleye akan bir vakit… Saatler 10:43’ü gösteriyor… Dörtyol’daki evimin balkonuna serdiğim minderin üzerine oturmuşum, teyp dinliyorum…

 

Hava sıcak ve güneşli… Etraftaki ağaçların dallarına konmuş onlarca kuşun sürekli cıvıldaşmaları, rüzgarın etkisiyle hışırdayan dutun dalları, kavakların rüzgara boyun eğmeleri, uzaklardan gelen şehir uğultusu, vakitsiz öten horozun ürürüleri… işte şu an şahit olduğum manzaranın özeti…

 

Dedim ya, bugün Pazar, tatil günü… Aynı zamanda ay sonu… Düşünüyorum da… Şu anda bulunduğum ev yıllardan beri günlüklerimde özlem ve hasretle sözettiğim o hayali eve benzemiyor mu? Bakın mesela geçen senelerin muhtelif zamanlarında günlük defterime işlediğim bu özlemin bir demetini sunuyorum aşağıya:

 

“Tarih: 8 Mart 1998: Ama güzel şeyler, güzel ortamlarda güzel görünürler… Baharı da doğayla baş başa olan bir yerde geçirmek en güzeli… Tozlu, sisli, dumanlı bir yerde baharı karşılamak ne acı… her zaman tabiatla iç içe ufacık bir evimin olmasını hayal etmişimdir… Hatta hayalimdeki en gözde mesleğim yemyeşil, tertemiz bir köyde küçücük bir okulda ilkokul öğretmeni olmak idi… bu günlük bu kadar ile iktifa edelim… Güzel günlerde, güzel yerlerde, güzel insanlarla, güzel zamanlarda güzellikleri yaşamak dileğiyle hoşçakal…”

 

“Tarih: 1 Mayıs 1998: Bugün baharın son ayının ilk günü… En sevdiğim ay Mayıs ayı… sıcaklar bastırmaya başladı… bulutlu, yağmurlu, karanlık, çamurlu, soğuk, dondurucu, ayaz havalar geride kaldı… Mazi oldular… Önümüzde dört aylık yaz mevsimi uzanıyor… Bu mevsimde en güzel bölge bence Akdeniz Bölgesi… Özellikle Mersin… Yemyeşil portakal, limon, mandalina bahçeleri… karpuz bostanları… sulu sulu şeftaliler… yeni dünya ağaçları… erikler, çilekler ve daha neler… çocukluğum bu bahçelerin arasında geçmiştir…”

 

“Tarih: 10 Mayıs 1998: Dışarıya bakıyorum… Dondurucu bir rüzgar küfürler savururcasına tüm kuvvetiyle perdesiz pencereye çarpıyor… damla damla cama vuran yağmur, asude sınıfın sükutunu ahenksiz bir şekilde bozuyor… mevsimlerden bahar… aylardan mayıs… tarihlerden 10. gün ama… dışarıdaki hava soğuk bir şubat gecesini andırıyor… şubat… şu ve bat… ne kadar soğuk ve itici harfler değil mi… ruhumda sıkıntı, darlık, titreme duyguları uyandırıyor… halbuki haziran öyle mi… isimler dahi insan üzerinde bıraktığı izlenimlerde farklılık gösteriyor… bir gün gelecek… gökyüzünde yıldızları seyrederek uyuduğumuz serin haziran gecelerinde buluşacağız inşallah…”

 

“Tarih: 1 Haziran 1998: Bir gün gelecek… Evet, bir gün gelecek… sabahları pür neşeyle dünyaya gözerimi açacağım… penceremden hafifçe esen sabah rüzgarını sıcak bedenimde hissedeceğim… dışarıdan odama akan papatya kokularını duyacağım… kulaklarım coşkun kuş cıvıltılarıyla bayram edecek… ruhum sakin ve ferah olacak… kafam dinç ve zinde… işte o günü elde etmek için her şeye katlanıyorum… biraz sonra gireceğim final sınavına da bu güzel amaca ulaşmada işe yarayacak bir araç gözüyle bakıyorum…”

 

 “Tarih: 11 Temmuz 1998: Dakikalar ilerledikçe görüş mesafesi kısalıyor, hava katran misali karanlık bir örtüyle kaplanıyor, gece kırlangıçları havada daireler çizerek uçuşuyor ve Şirintepe mahallelerinin gürültüleri yavaş yavaş kesilmeye yüz tutuyor… güneş batışını tamamlamış, sıcak hava ise yerini serin bir yaz akşamına terk ediyor… bir Temmuz akşamı… ne kadar esrarengiz, ne kadar cazibeli… işte bu akşamlar beni bütün benliğimle cezbediyor, adeta vecd içinde beni kendimden geçiriyor… ama bu akşamları bir yatakhanede, yalnız başına geçirmek, bütün esrarı, bütün cazibeyi yok ediyor, onun yerine korkunç bir sıkıntı ve elem hükmüne geçiyor… inşallah bir gün gelecek… Temmuz akşamlarını sağlıklı, mutlu, huzurlu, sevinçli ve sevdiğim insanlarla birlikte karşılayacağım… Hoşçakal…”

 

“Tarih: 25 Ağustos 1998: şimdi önümde yeni bir dönem var… İskenderun dönemi… hayalimdeki İskenderun’u söyleyeyim mi… Hayalimdeki İskenderun’un havası tertemiz, yolları tenha, göğü masmavi, etrafı yemyeşil portakal bahçeleriyle çevrili, deniz sahiline çok yakın ve insanları güleryüzlü samimi insanlar…

 

Özlemişim anasını satayım… açık havada yatmayı, gökteki yıldızları seyretmeyi, güneşi doğarken izlemeyi, batarken görmeyi… özlemişim… kuşların coşkulu cıvıltılarını dinlemeyi, portakal bahçelerinde ağaçların gölgesinde uzanmayı… karpuz bostanlarında istediğim karpuzları yumrukla kırıp ortasını yemeyi… özlemişim… ferah sabahları… serin akşamları… açık hava sohbetlerini… yufka ekmeğini, bulgur pilavını…

 

Tüm bu özlemlerimi sona erdirmek için İskenderun’a gitmek istiyorum… Bakalım umduklarımı bulabilecek miyim... Bir gün gelecek… İskenderun’un serin akşamlarında ben yine bu deftere bir şeyler yazacağım inşallah… Hoşçakal…”

 

İşte size sunduğum ve bahara, yeşilliğe, güneşe, Akdenize duyduğum hasreti gösteren bir demet geçmiş yazılar… şimdi de şu an içinde bulunduğum ortamın bir tasvirini yapmak istiyorum… böylece geçmişteki özlemlerime kavuşup kavuşmadığımı anlama şansına sahip olmak istiyorum…

 

Hava güneşli, sıcak ve hafifçe esen rüzgar nedeniyle biraz serin… Büyükçe bir alana sahip balkonumda yere sermiş olduğum minderin üzerine uzanmış sırtımı duvara vermişim… Balkonumdaki yeşil asmadan aşağıya doğru sarkılan üzüm salkımları henüz koruk halinde… balkonun yarısına kadar kollarını uzatmış yeşil dutun gölgesi bulunduğum ortamın aşırı ısınmasını önlemekte… dut ve asmanın dallarına konmuş yüzlerce serçe bana tadına doyum olmaz bir müzik ziyafeti sunuyorlar… hava serin, hava sıcakça… semayı boydan boya masmavi bir örtü kaplamış durumda… etraf oldukça sessiz sakin ve kimsesiz… hava o kadar temiz ki içine çektikçe ferahlıyorsun…

Bu günlük de bu kadar… güzel günlerde görüşmek üzere…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !