ANU YEMENDİR, GÜLÜ ÇEMENDİR...
Göçmen kuşları misali memleketten memlekete, diyardan diyara olan yolculugumuzun yeni bir konağındayız… burası uzak, cok uzak bir memleket… burasi icin tarihimizde ne acılar cekilmiş, ne kanlar dökülmüş… buraya gelen bir daha dönememiş… Buranın adına nice türküler söylenmiş, nice ağıtlar yakılmış… burdan sonra kara bitiyor, uçsuz bucaksız okyanuslar başlıyor… adeta dünyanın bittiği yer burasi…
Evet burası
Buraya neden geldim… ne arıyorum bu diyarda… rüyamda görsem inanmayacağım bu yolculuğa neden çıktım… bu maceraya nasıl yuvarlandım ben… evet, rüyamda görsem inanmazdım ama işte 4 saatlik bir uçak yolculuğundan sonra kendimi Yemen’in başkenti Sana’da buluverdim… 5 gündür buradayım ama sanki 500 gündür burada yaşıyorum, o kadar ki sıkılmışım…
Daha önce onlarca ülke gören, onlarca kültürle tanışan ben ilk defa bu kadar şaşırıyor, gördüklerime akıl sır erdiremiyorum… bundan sonra, medeniyetten mahrum olmanın ne olduğu sorulsa bana, kültürsüzlüğün ne olduğu sorulsa, tembelliğin, miskinliğin, kirliliğin, bakımsızlığın, sefaletin, fakirliğin ne oldugu sorulsa bana, cevabım direkt Yemen olur… bir şehir ancak bu kadar itici hale getirilebilir, bir halk kendini ancak bu kadar sefil hale sokabilir… Veysel Karani’nin diyari ancak bu kadar kirletilebilir, adına yakışmaz bir hale dönüştürülebilir… İnsan buraları görünce Osmanlı’nın bu topraklar icin yüzbinlerce vatan evladını ölüme göndermesini sorgulamadan edemiyor…
Bir halk düşünün ki, öğleden başlayarak gece yarısına kadar “qat” adını verdikleri uyuşturucu bir ot çiğnesin… Yanaklarını o otla balon gibi şişirsin ve keçiler gibi sürekli geviş getirsin… kendinden geçmiş bir halde saatlerce yarı baygın yaşasın dursun… Efsunlanmış insanlar hayal edin… herbirinin önünde 20 cm uzunluğunda burnu kıvrık hançerler olsun… Bunu da erkeklik sembolü olarak görsün ve o hançer kınından çıktığında mutlaka
Bir şehir düşünün ki yabancı devlet elçiliklerinin bulunduğu semt, yani Ankarada’ki Çankaya misali, toz toprak içinde olsun, adeta belediye çöplüğünü andırsın… bir trafik düşünün ki saniyede yüz korna çalsın… hiç bir kurala, hiç bir kaideye uyulmasın… trafik polisi denen bir olgu olmasın… herkes kafasına göre hareket etsin… bir şehir düşünün ki halkının nerdeyse onda biri dilenci olsun… her sokak köşesinde yerlerde sürünerek uzansınlar ve yerlere çömelerek elleriyle yemek yesinler…
Evet
Kendime bir ev kiraladım burada… bir uydu anteni alıp Türk televizyonlarını izlemeye başlarsam, en azından evimde bulunduğum süre içerisinde bu sefih şehirden birazcık uzaklaşabilirim belki…
Burası ikinci Arap memleketi yaşadığım… Yemen’i gördükten sonra Suriye bana çok daha güzel ve temiz geldi açıkçası… daha önce de Kırgızistan’da ve Hollanda’da yaşamıştım belirli sürelerle… ayrıca Amerika, Belçika, Tayland, Singapur, Malezya, Endonezya ve Avustralya’yı çok kısa sürelerle olsa da görmüştüm… bütün bu tecrübelerimden sonra ulaştığım sonuç şu oldu: dünyada Türkiye kadar güzel, Türkiye kadar temiz, Türkiye kadar cezbedici, Türkiye kadar yaşanılası başka bir ülke yok… daha once bunu birisinden duysam milliyetçilik yapıyor diye düşünürdüm… ama işte ben tüm samimiyetimle ilan ediyorum ki, bunu kim söylüyorsa doğru söylüyor, ben şahidim, ben kefilim… ne mutlu onlara ki yaşadıkları o güzel yerlerin değerini bilir, içinde bulundukları o nimetin şükrünü eda ederler…
Ahh Akdeniz… Ahh güzelim Dörtyol… ahh portakal çiçeği kokulu diyarım… ben senden nasıl ayrıldım, nasıl uzaklaştım senden… ben sensiz nasıl yaşarım Dörtyolum… sensizliğe nasıl dayanabilirim ben… o yeşil manzaralarını, o temiz havanı, o parlak güneşini, o sağnak yağışını, o mavi denizini, o heybetli dağlarını nasıl unutabilirim…
Bir çift turna gördüm durur dallarda
Seversen Mevlayi kalma yollarda
Sizi bekleyen var bizim ellerde
Bizim ele doğru gidin turnalar
Ben de kuzeye uçan turnalarla selam gönderiyorum bizim ellere… ben gidemiyorum onlar gitsinler o cennet diyarlara…
En kısa sürede o cennet ellerde tekrar buluşmak üzere, bu karanlık







